30 Haziran ya da Son Haziran

haziran...

ne denli güzel, haziran... haziranın son günü bugün. içli bir türkü gibi geçen ömrümün en güzel ayı daima haziran olmuştur. çocukluk döneminde mevsimlik işçi olarak evden ayrıldığım ve lisenin üçüncü yılı itibariyle bir öğrenci olarak eve döndüğüm bu ay, yalnız ayrılık ya da kavuşmalarla bu kadar güzel olmasa gerek. ya?

yaz alengirli bir bulmacadır. insanın kafası hep karışık oluyor bu mevsimde. gün ışığının o uzuuunn varlığı insanın düşünce boyutuna ve eylemde bulunma isteğine tesir ediyor sanırım. “bir şey, bir şey...” yanıp tutuşan bir ruh ve beden -bendeki bu iki nümayişçi hiçbir zaman iyi bir ortaklık yapmadı- coşku dolu.

bunun bilinciyle -son haziran- bugünün her anını sorularla geçirdim. -burada bir şey anlatmak isterim: gerek sıradan hayatımda olsun, gerek sıradan eğitimimde hep hep sorunların/problemlerin en zoruna akıl yormuşumdur. kendimi kendime ispat için merdivenin ilk basımlarına değil sahanlığına göz diktim. burada ne kadar başarılı oldum bilemem fakat şahitliğim, ne olursa olsun üstesinden gelemeyeceğim bir şeyin olmadığına kanaat getiriyor. 

tekrar.
bunun bilinciyle -son haziran- bugünün her anını sorularla geçirdim; cennetlik şeyler vuku bulduğundan değil, bizatihi sevdiğim için bu denli güzel olan bu ayın son gününü kendime, derindeki bene, cevhere sorularla. fakat bu esmer adamın sırtı gün doğumundan gün batımına dek hep yere geldi. eksik veya yanlış olanın nereye isabet etmiş olduğu apaçık. bu elbet bir sır, beni günden güne eriten, yok eden bir yanlışlık, isabetsizlik. 

bu yüzden haziran 30 değil, son haziran. uçuruma sürüklenmek ve uçuruma sürüklemek farklı şeylerdir muhakkak. müstahak olmak, günahın ya da suçun membasını gösteriyor. 


alnına silah dayanmış bu dinç gövde ve akılla kocaman bir yanlışı başka hazirana nasıl taşırım? ha enes?

Yorumlar

Popüler Yayınlar